Ana Sayfa > Mizah, Politika, Sosyal > “İktidarsız” muhalefet!

“İktidarsız” muhalefet!


Çok partili hayata geçtiğimiz yıllardan beri bu ülkede; muhalefeti seven CHP ve yine bu ülkede birkaç hükümet dışında sürekli muhalefete mahkum MHP adlı iki partimiz var. Bu iki parti, aslında Türkiye’nin de iki köklü partisi. İkisinin de tarihi Cumhuriyet tarihinden eski. Osmanlı’nın son dönemlerinde ortaya atılan Turancılık kaynaklı 1960′da kurulan bir MHP ve Kurtuluş Savaşı döneminde Mustafa Kemal tarafından tohumları atılan bir CHP var karşımızda. Gelin görün ki bu kadar köklü iki partinin de çok partili döneme geçildi geçileli yapılan seçim testlerinden hep başarısız çıkmışlar(tek başına iktidar olamamışlardır). Yazıya başlamadan önce ne demek istediğimi kısaca rakamlar üzerinde göstermek istiyorum. Aşağıdaki tabloda yıllara göre genel seçimlerinde birinci ve ikinci partilerin oy oranları yer alıyor. Değerlendirmelerime başlamadan bu süreci bir daha hatırlamakta fayda var kanaatindeyim.

Çok partili dönem başlangıcı olan 1946 dan son seçim 2007’ye kadar olan seçim sonuçları

Seçim Yılı 1.Parti 2.Parti Diğer P.
21.07.1946 CHP 85,0 DP 13,0 2,0
14.05.1950 DP 54,8 CHP 40,9 4,2
02.05.1954 DP 57,3 CHP 35,3 7,5
27.10.1957 DP 47,9 CHP 41,1 11,0
15.10.1961 CHP 36,7 AP 34,8 28,5
10.10.1965 AP 52,9 CHP 28,7 18,4
12.10.1969 AP 46,6 CHP 27,4 26,1
14.10.1973 CHP 33,3 AP 29,8 36,9
05.06.1977 CHP 41,4 AP 36,9 21,7
06.11.1983 ANAP 45,1 HP 30,5 24,4
29.11.1987 ANAP 36,3 SHP 24,7 38,9
20.10.1991 DYP 26,6 ANAP 24,0 49,4
24.12.1995 RP 21,4 ANAP 19,7 59,0
18.04.1999 DSP 22,2 MHP 18,0 59,8
03.11.2002 AKP 34,3 CHP 19,4 46,3
22.07.2007 AKP 46,6 CHP 20,9 32,6

Bu bilgiler ışığında kısaca bir yıllara göre değerlendirmeler yaparak bugünkü meselemize gelmek istiyorum.

Yıl 1946, Türkiye’de çok partili sisteme geçiliyor. Geçilme sebebi o dönem içinde CHP içindeki çok ciddi muhalefet, halkta oluşan ciddi bir CHP karşıtlığıdır. Bahsedildiği gibi “İnönü’nün demokrasi ülkede tesis olsun” diye kabul ettiği bir durum değildir. (Bu konuda yazı inşallah kaleme alacağım) Nitekim seçimin DP teşkilatlanmasına müsaade edilmemesi için erkene alınması, seçimde “açık oy, gizli tasnif” usulünün benimsenmesi; CHP’nin bu işi demokrasiye geçiş namına yapmadığının en büyük kanıtıdır. İşte bu demokrasi ayıbı ile başlayan ilk çok partili seçim döneminde CHP yukarıda da gördüğümüz gibi % 85 oy alarak iktidar olmuştur.

Yıl 1961, Türkiye tarihine kara bir leke olarak mühürlenen 1960 darbesi gerçekleşmiş, ülke soğuk duş etkisinde. Ülkenin başbakanı ve bakanları asılmış, ülkeye ordu el koymuş ve bu derin travma etkisinde ülke seçimlere gidiyor. Darbe olsun diye mecliste ve meydanlarda olmadık sözler sarf eden İnönü’nün CHP’si ne tevafuktur ki yüzde %33 oy olarak birinci parti oluyor. Türkiye ilk kez koalisyon hükümeti ile de bu yıl tanışır. CHP-AP o dönemde koalisyon kurar ve İnönü Başbakan olur. Bu dönem; uzunca okunması ve araştırılması gereken bir dönem olarak karşımıza çıkmaktadır.

Yıl 1973, Türkiye çok kanlı bir dönemden geçmiş, sağ-sol davasından binlerce gencin hayatı kararmış, işkenceler, fişlemeler, derin ilişkiler; demokrasi tarihimizi bir daha kirletecek olan 12 Mart 1971 muhtırasını beraberinde getirmiştir. O dönemde partinin başında Türkiye tarihinin en başarılı sol görüşlü lideri rahmetli Ecevit vardır. Ortanın solu fikrinden demokratik sol görüşüne geçen ve halka daha yakın duran bir CHP’ e o dönemde oylarını yükselterek birinci parti olmuştur. Fakat yine bir koalisyon kapıda görünür ve Milli Selamet Partisi ile hükümet kurulur.  Ama ne tevafuktur ki yine bir darbe sonrası CHP’nin oy oranları yükselmiştir.

Yıl 1977, ülke büyük bir kaos ve bunalım içinde. Anarşi, karaborsa, açlık kol geziyor. Ülkede gerilim had safhada, Ecevit’in seçim otobüsü kurşunlanıyor, Taksim’de 1 Mayıs olayları yaşanıyor. 1974 başlatılan Kıbrıs Harekatı, ABD’nin Türkiye’ye uyguladığı silah ambargosu (görünen kısım silah, ama her türlü ticari ilişkilerde görülmüştür. Özellikle de ithal ürünlerde) ile gelinen seçim ortamında CHP istenilene başarıyı sağlayamıyor. Oy oranlarında bir yükselme görünse bile en yakın rakibi AP % 36 oy alması ile yine koalisyon yolu görünüyor. 2. Milliyetçi cephe hükümeti kuruluyor.

Sonrasın da 12 Eylül askeri darbesi ile kapatılan CHP, 1981-1992 yılları arasında siyasetten uzak kalıyor. Sonraki dönemde ise bir daha birinci parti olamıyor. I. ve II. Tansu Çiller hükümetlerinde koalisyon ortağı olmakla yetiniyor.

Yıl 1999, Türkiye’nin artan terör olayları ve milliyetçi akımların etkisi ile 1995 seçimlerinde MHP meclise girer. Sonraki yıllarda yaşanan 28 Şubat darbesi döneminde kapatılan RP’nin tabanın bir kısmının MHP’ye kayması, 1984 yılında beri ülkenin başını ağrıtan ve binlerce gencin kanını eline bulaştıran PKK lideri Öcalan yakalanması(iade edildiği CİA tarafından itiraf edildi ama biz yinede yakalandı diyelim) ile milliyetçi cephede çok ciddi bir reaksiyon gelişir ve MHP seçimlerde tarihinin en büyük oy oranı olan % 18’e ulaşarak meclise girer. DSP-MHP-ANAP koalisyon ortağı olur ve bugün bile tartışılan idamın kaldırılması kararına imza atarak APO’yu darağacından kurtarır. Dikkat çekmek isterim ki yine bir askeri müdahale sonrası şekillenen bir atmosfer vardır.

Ve yıl 2010, mecliste grupları bulunan muhalefet partilileri; CHP, MHP, BDP. Tarihsel sürecini izlediğimiz iki önemli muhalefet partisinin; bugünkü durum ve duruşlarına gelmek istiyorum bu kadar analiz ve istatistiksel bilgiden sonra. Referandum süreci içinde olduğumuz şu dönemde ki muhalefetin; muhalif söylemlerine, 8 yıllık AKP dönemindeki performanslarına, lider tablolarına bakınca benim aklımda; iktidar olmak istemeyen veya olamayan bir “iktidarsız muhalefet” algısı yeşeriyor. Öyle ki az olsun bizim(ve ya benim) olsun diyen Baykal’dan sonra yerine geçen Kılıçdaroğlu ile yeni bir muhalefet anlayışı gelir diye ümitlenmiştim iyiden iyiye. Ama inanın gelen gideni aratır oldu. Ayrıca bir lider olarak çizdiği Gaflar İmparatoru portresi, Önder Sav’ın engin kanatları altında himaye ediliyor söylentileri, geldiği gibi gidecek duruşu; CHP’yi yine aynı tas anı hamam yoluna getirdi. İktidar olmak isteyen bir parti edasına bir türlü gelemeyen CHP’nin yeni genel başkanı; o kadar çok vaat verdi ki, ben artık Türkiye’de Kılıçdaroğlu’nun iktidarından sonraki dönemlerde gelecek siyasilere acır oldum. Kılıçdaroğlu’ndan sonra konuşacakları, tartışacakları, çözecekleri bir sorun kalmayacak herhalde! Öyle bir lider düşünün ki; 1984’den beri çözülemeyen terör sorunun iktidar olduğu dönemde çözeceği sözünü veriyor! (Bugün çözüme destek vermekten veya çözüm önerisini açıklamaktan neden imtina ediyor anlayan varsa açıklasın!) Öyle bir lider düşünün ki; dünyanın her ülkesinde belli değerlerde olan işsizliği bitireceğinden bahsediyor. (Nasıl yapacağı meçhul, bir önerisi yok! Ayrıca her ülkede bağıl bir işsizlik oranı vardır. Olması da gerekir) Öyle bir lider düşünün ki; Türkiye’de sorun addedebileceğimiz her sorunu çözüyor! Türban sorununu bile! (Anayasa mahkemesine türban yasağı için herhalde uzaylılar başvurdu!) Yıllardır yeni bir söylem geliştirmeyen, sürekli iktidarın yaptıkları üzerinden eleştiri üreten bir muhalefet, bugün meydanlarda “havuzlu villa, gemicik, ananı da al git, kelle, karayılan siyaseti yapıyor. Yıllardır halka ne yapacağını söyleyip nasıl yapacağından bahsedemeyen bir CHP var! Türban sorunu biz çözeceğiz diyor, nasıl başaracaksınız sorusuna; “o zaman olsun bakarız, belki herkes başını açar, belki halk kendi mutabakatını oluşturur” cevabı geliyor! Şaka gibi! Velhasıl kelam iktidar olamayacağını bilen iktidarsız bir CHP portresi var önümüzde.

Geçelim MHP’ye; artan terör olayları (şehit cenazelerindeki ülkücü gençlerin sloganlarını unutmadık!), kilitlenen cumhurbaşkanlığı seçimleri, e-muhtıra, Cumhuriyet Mitingleri gölgesinde 2007 yılı erken seçimi ile meclise giren MHP; mecliste önceleri yapıcı muhalefeti konumunda, cumhurbaşkanlığı düğümünü çözdü. Sonrasın da başörtüsü için AKP’ye destek verdi. Ama ne olduysa sonrasında Demokratik Açılım süreci ile 180 derecelik bir açı ile dönerek söylem ve eylemlerini değiştirdi! Bu ülkede unutmayalım ki her terörün azdığı dönemde MHP meclise girmiştir. Özü bakımı ile zaten Türk Milletçisi olan bir partidir. Yani ırksal üstünlük üzerine siyaset yapar. Bu yüzdendir ki ülkede terör arttıkça, PKK gündeme geldikçe, Kürt sorunu eşelendikçe MHP’de oylar artar. Siyaset üzerinden milliyetçi duygular depreştirilir, depreşen duygularda sandıkta bir güzel oy’a dönüşür! Yukarıdaki yıllara göre oy oranlarında da gördüğümüz gibi MHP hiçbir zaman bu ülkede iktidar veya birinci parti olamamıştır.  O yüzdendir ki hiçbir zaman kendini iktidara hazırlama lüzumu da görmemiştir kendinde. Son dönemde iyice ayyuka çıkan terör olaylarına rağmen oy miktarında ciddi bir yükselme olmamasının arkasında yatan toplumsal bilinçlenme, hırçınlaşan söylemler, tek düze bakış, referandumda CHP ve BDP tarafında olma durumu; MHP’nin seçmenini çok ciddi etkilemekte ve kafasını karıştırmaktadır. Bu yüzdendir ki MHP liderinin ses tonu ve söylemleri giderek artmakta, artık “vatan haini, şerefsizler” gibi argo kelimeler ağzından düşmemektedir. Ayrıca; MHP’nin “HAYIR” cephesindeki duruşu ve açıkladığı sebepler, 12 Eylül’ün en ciddi mağduru olan bir kesimin partisi olması, referandum sürecinde CHP’nin ve BDP’nin ekmeğine yağ sürmesi, medyada Sabah Gazetesi(Barzani’ye MHP hükümeti döneminde yapılan yardım haberi) üzerinden yansıyan haberle oluşan “eylem ve söylem farklılığı”, hala ip atarak “APO’yu asmaya ip bulamıyorsan al sana ip” mantığındaki söylemler yüzünden kanaatimce 2011 seçimleri MHP için tam bir hüsran yılı olacaktır. Sonrası içince öngörüm bir daha meclise girememesidir. Çünkü Milliyetçilik doğası gereği sorunlu bir fikriyattır. Ne İslam da bir karşılığı, ne de modern toplumlarda yeri vardır! Ülkenin bilinç seviyesinin artması ve toplumun bilgi çağı ile gerçeklere ulaşabilir olması ile milliyetçilik akımı yavaş yavaş son bulacaktır.

Türkiye’de erkeklerde çok ciddi oranlarda görülen iktidarsızlık sorunu siyasetimizi de etkiliyor diye düşünüyorum. Türk erkeklerinin bu sorunu kabul etmemesi, suçu karşı tarafa yüklemesi, tedaviyi kabul etmemesi; bu sorunun önündeki en büyük handikaplar olarak karşımızda duruyor. Bugünün muhalefetindeki iktidarsızlık sorunu da aynen budur! Nedense sorun partide değil halktadır, iktidardadır. Çözüm yolları hiç aranmaz, nerde hata yaptık diye düşünülmez! Lider kasetsiz, kavgasız değiştirilmez ! Dışarıdan yardımcı olmak isteyenler dışlanır, horlanır! O yüzdendir ki yeniliğe ve tedaviye açık olmayan bu partiler; ya Türk siyasetinden silinecek, ya da tedavi olmayı kabul edip yeni bir irkilme ile iktidara aday olacaklardır.  Temennim odur ki ikinci seçenek gerçekleşir. Bir ülkenin daha demokratik, daha güçlü, daha bilinçli olmasını sağlayan en önemli etken bence muhalefettir. O yüzdendir ki bu ülkeye; yapıcı, mantıklı, üretken, sorgulayan ve iktidara rakip bir muhalefet şarttır!

Son günlerin tartışılan partisi olan Saadet Partisi’nin lideri Prof. Numan Kurtulmuş’u, Türkiye’de yeni bir siyasi anlayış ve akımında öncüsü olarak görüyorum. Sakin ve yapıcı muhalefeti ile giderek artan bir tonda partisinin sesi önümüzdeki yıllarda Türk siyasi tarihine iz bırakacaktır diye düşünüyorum. Türkiye’de Numan Kurtulmuş benzeri liderlerin yetişmesi temennisi ile herkese Hayır’lı Ramazanlar diliyorum! (gülümseyin:)

  1. ceren
    20 Eyl 2010, 1:53 pm | #1

    bu yazınızı bence seçimlerden sonra ulusal gazatelere gönderin…

  1. Henüz geridönüş yok.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.