Milli Görüş ve biat kültürü (3)
“Dün dünde kaldı cancağazım, yeni şeyler söylemek lazım” demiş Mevlana. Artık Milli Görüş çizgisinde yeni şeyler söyleme, yeni şeyleri yapma zamanı gelmiş, hatta çoktan geçiyor…
Bundan 40. yıl önce söylenen ve bugün Milli Görüş tabanındaki birçok genç tarafından “jargona dönüşen” bazı söylemlerin yerini artık yepyeni söylemlerin alması, yepyeni fikirlerin ortaya atılması; bu fikir ve söylemlerin de altının doldurulması gerekir. Miting meydanlarını hınca hınç doldurup, “kahrolsun İsrail”demekle, bayrak yakmakla olmuyor artık. Bir yandan kahrolsun diyor, bir yandan İsrail’e hizmet eden ürünlerini kullanıyor aynı kalabalık. Bakıyorsunuz miting de avazı kadar bağıran vatandaşın elinde coca cola, üzerinde nike, ağzında malboro! Meydandan kahrolsun demekle kahrolmuyor İsrail! Bakıyorsunuz teşkilattaki gençlere, diyorlar ki “biz milli görüşçü gençleriz”, soruyorum “nedir Milli Görüş’ün üç temel düsturu? Cevap yok! Neden buradasın diyorum “Siyonizmle mücadele eden tek parti diye buradayım” diye cevap veriyor. “Siyonizm nedir?” diyorum, cevap yok… Bir diğeri “İslami değerlerime en çok hitap eden parti olduğu için buradayım” diyor ama namaz kılmıyor! Bu gidiş gidiş değil Saadette… Son kongreden sonra başlayan parti için kamplaşmada gençler arasında öyle bir marjinal çıkışlar oldu ki anlamak mümkün değil. Çok büyük bir kesim, bu ayrışmada Erbakan Hoca tarafına geçerek “bizim sadakat yeminimiz, sözümüz var” diyerek tarafını belirginleştirdi. Bu gençler arasında “Erbakan’a söz verdik, sadakat yemini ettik yani biat ettik” diyenlerin sayısı emin oldun o kadar çok fazla ki… Bu durumu anlamakta, idrak etmekte emin olun çok güçlük çekiyorum… Yani yaşı 15-25 arasında olan bu gençlerin€; siyasi geçmişleri birkaç yıllık, eğitim seviyeleri belli orta seviyede, İslami ve Milli Görüş bilgileri kulaktan dolma. Milli Görüş = Erbakan denklemi kazınmış bu gençlerin kafasına. Ama gelin görün ki ne Milli Görüş’ü adam akıllı biliyorlar, ne de Erbakan Hoca’yı tanıyorlar. Sadece “biat etmişler” o kadar. Sorgusuz, sualsiz bir biat…
Önceki yazılarımda İslam’da biat kültürünü işlemiştim. Peygamber Efendimize biat eden sahabelerin bile dünyevi konularda (savaş stratejileri, ticaret, tarım, mimari konularda) peygamber efendimizin fikirlerine alternatif fikirler önerdiğini ve genelde de sahabenin önerdiklerinin daha makul ve mantıklı olmasından ötürü yerine getirildiğini biliyoruz. Ayrıca sonraki dönemlerde halifelerinde “yanlış yaparsam bana uymayın, biat etmeyin” dediklerini de tarih sayfalarından öğreniyoruz.
Bu hatırlatmalardan sonra Milli Görüş’deki biat kültürüne irdelemek istiyorum artık. Yaklaşık 8 aydır Milli Görüş tabanı ile iç içe olduğum zamanlarda beni rahatsız eden en ciddi durum; bu sorgusuz biat kültürü olmuştur. Sonsuz bir sadakat ve sorgusuz bir itaat tabanda yerleşik durumda… Bu açık ve net dile getirilen bir durum. “Merkezden gelen kararların yanlış veya hatalı olduğu bilinse dahi yerine getirilecektir” diye bu gençlerin eğitildiğini düşünürsek; Ramazan ayında, İstanbul’da gerçekleşen iftar yemeğinde Kuran’ı Kerim okunurken yapılan çirkin sahnelerin açıklamasını yapabiliyorsunuz. Düşününki aynı otobüs ile iftara giden teşkilat mensuplarının bir kısmı iftar içeriye geçerken, bir kısmı dışarıda protesto için yerleştiriliyor. Çünkü yukardan gelen emir bu yönde! O kadar çirkinlik, bağırtı, çağırtı ve olaydan sonra da iki farklı grup hiçbir şey olmamış gibi dönüp aynı otobüsle ilçelerine geri dönebiliyorlar. Daha sonrasında da bu konuda komik şeylermiş giib gülüp şakalaşıyorlar. Bu durumun açıklaması ancak bu “sorunlu biat kültürü” ile açıklanabilir.
Ayrıca bu sonsuz sadakat kültürüne bağlı olarak gelişen bir diğer sorunlu durumsa; düne kadar “Numan Başbakan” diye kongre ve kültür saraylarını inleten gençliğin, bugün aynı isme küfür edebiliyor olmasıdır. Sebep, “Erbakan’a sadakat şerefimizdir.” sloganlarının altında yatıyor. Öldür dese öldürecek, indir dese indirecek kadar gözü kararmış bu zihniyet, bu durumunu gayet normal bir durum olarak tanımlıyor. Çünkü inandıkları, güvendikleri, göbeğinden bağlı oldukları isim MÜCAHİT ERBAKAN’dır! O bir şeyh, o bir mücahit, o bir kutb’tur. Hatta haşa bir peygamber kadar inanılması gereken, sadakat edimesi gerekendir. O herkesten çok doğrudur, dürüsttür! Ona Mehdi diyenlerin sayısı da azımsanmayacak kadardır tabanda! Öyle ki ona sorgusuz biat edilir, edilmesi de gerekir…! Kimse onun yanlış yaptığını düşünmez, kimse onun yanlış yapabileceğine ihtimal vermez! Yaşı ilerlese de o her şeyi bilir ve görür diye inanılır. O yıllardır aynı şeyleri söylese de fark etmez, söyledikleri ayetler gibi her zaman doğrudur! Savaşmasa da o bir Mücahit’tir. 28 Şubat’ta dik durmasa da yiğittir, cengaverdir, haklıdır. Belki garip gelebilir ama aynen durum böyledir.
Bugün Ahmet Taşgetiren köşe yazısında Saadet Partisinin son durumunu ele almış. Milli Görüş içinde bir kesimin
anlamadığı bir durumu açıkça sormuş tabana? Bizim gibi ölümlü olan Erbakan Hoca öldükten sonra, kime biat edeceksiniz? Kime sadakat edeceksiniz? Oğuzhan Asıltürk’e mi yoksa Fatih Erbakan’a mı? Ya da Şevket Kazan’a mı? Milli Görüş içinde at gözlüğü takan bu zihniyetin en temel sorunu vizyonsuzluk, öngörüsüzlüktür. Yukarda da bahsettiğim gibi tabanın yetişme tarzında; merkeze bağlı, tam itaat sahibi, üretmeyen bir gençlik olduğu için; bu gençler vizyon sahibi değiller, öngörüleri de genelde yok! Çünkü vizyonu çizenlerde, öngörüde bulunanlarda var diye düşünülür teşkilatta. Git dağın tepesinde stand kur, üye bul dense, gidilir oraya stand kurulur. Kimse demez ki orada insan yok, üye nasıl bulacağım. Ayrıca “bu yer yerine şurada stand açsak daha mantıklı olur” denmez. Çünkü emir demiri keser! Garip gelebilir ama sadakat ve itaat aynen bu seviyededir. Bu durum benim insanlık ve Müslümanlık anlayışımla uzaktan yakından uyuşmuyor. Peygamberine bile çözüm aşamasından alternatif sunan ve bunu kabul ettiren bir ümmetin yerine yanlışı göre göre itaat eden, beynini atıl duruma getiren bir İslami siyasi akıma varmışız… Aklını kullanmak yerine komut veya emri beklemek, üretmek yerine gelen emirleri tüketmek teşkilatın ana görevi olmuş! Tabi parti büyüklerimiz ile sohbet ettiğimizde 28 Şubat döneminden böyle olmadığını, teşkilatın çok okuduğunu ürettiğini öğreniyoruz. Ne olmuşsa 28 Şubat sonrası olmuş, teşkilat üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi herkeste bir sinme, bir kabullenme, sesinin tonunda bir azalma olmuş. Ve bu durum yeni jenerasyonlara da sirayet etmiş.
Yazıyı okuyanlar bu adam herhalde gemileri yakmış, partiden ayrılacak o yüzden bu kadar rahat yazıyor sanmasın. Ben hala görevimin başındayım. Bu söylediklerimi teşkilata geldiğim ilk günden beri söylüyor, anlatıyorum. Ben Saadet Partisinde siyasete Milli Görüş veya Erbakan Hoca’dan ötürü başlamadım. O yüzdendir ki onların tutum ve söylemleri ile de bırakmam. Bugün Numan Kurtulmuş ne derse benim için esasta odur. Saadet Partisinde görev alan diğer teşkilatlar üyelerinin de yapması gereken budur.
Artık yol ayrımına gelen Saadet Partisinde, karar verme zamanı gelmiştir. Görünen o ki; ya Numan Kurtulmuş yeni bir oluşum için kollarını sıvayacak, yada kalıp mücadele edecek. Ama ne olursa olsun bu kararının Türk siyasi hayatı üzerinde çok ciddi etkileri olacaktır. Yeni bir parti ile yola çıkacak olursa Numan Kurtulmuş, ilk genel seçimde %10 oy alması çok muhtemeldir. Recep Tayyip Erdoğan’ın milletvekilliğinin son dönemi olması, AKP’nin alternatifsizliğinin kalkması, iktidarın yıpranan imajı ve milletin kaliteli bir muhalefet beklentisini göz önüne alırsak Numan Kurtulmuş’a millet teveccüh görmesi gayet normaldir.
“Bir işi murâd etme,
Olduysa inâd etme,
Hak’dandır o reddetme;
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler.”
Demiş Erzurumlu İbrahim Hakkı. Umarım Numan Kurtulmuş’un vereceği karar Milli Görüş ve gönül verenleri için hayırlısı olur. Önümüzdeki günler gelişmeler hakkında yazacağım inşallah.
Muhabbetle…


hakan bey ben türkiye partisi Ankara il kadın kolları başkanıydım abdüllatif şenerin tutarsız ne yaptığını bilmez davranışları yüzünden onun kesinlikle birinci adam olamıyacağına karar verdim ve ayrıldım.çünkü lider olunmaz doğulur.yazılarınızı çok beğendim bende 20 yıldır aktif siyasetin içindeyim ama saadet partisine hiç yakın olmamıştım.saadet partisiyle sayın numan kurtulmuş yüzünden ilgilenmeye başladım.Numan bey tam bir lider dik duruşu gündemdeki konulara net ve somut yaklaşımları bende hayranlık uyandırdı.ama şunu söylemedende geçmiyeyim il genelde saadet partisine oy verdim ilk oyum ozaman nasip oldu.ben milli görüş dışından biri olarak siyasetin mutfağınıda iyi bilen bri olarak size şunu söyliyebilirim NUMAN beyin çizgisini beğenen milli görüşçüler dışındada iyi bir kitle var.saadet partisinin büyükleri bunu nasıl görmüyorlar görüyorlarda görmezdenmi geliyorlar malum küçük olsun benim olsun anlayışı bir biat dır gidiyor bir kula bu kadar biat bence hastalık ben sorgusuz sualsiz sadece yaradanıma biat ederim tüm oluşumlar sorulup sorgulandıkca büyür ve gelişir onlar bu kafada giderlerse iktidar olmayı çok beklerler seçimlerde sadece türkiyedeki milli görüşçülerin sayımını yaparlar. saygılar sizinle görüşmek isterim
Merhabalar Birgül Hanım, Abdullatif Şener’in zaten AKP’den ayrılma süreci ve sonrasında sarf ettiği cümleler zaten kendisi ve geçmişi ile çelişir durumda. Bir zamanlar 4. adamı konumunda olduğu bir oluşuma, bu kadar atıp tutmak bir yerde kendi geçmişine de atıp tutmak anlamına geliyor ki vatandaş bunu çok açık ve net görüyor. Bugün Tütkiye Partisi, Türkiye’deki birçok %1 lik parti ile aynı kaderi paylaşacak ve Şener siyaseten kendini bitirecektir. Saadet Partisinin içinde bulunduğu duruma gelince, Milli Görüş’ün tabanı seçimlere yansıyan %5-6 ların çok üzerindedir. Bugün Erdoğan’ın varlığı ve siyaseti tabanın büyük bir kısmının AKP’ye oy vermesine sebep olmaktadır. Az olsun bizim olsun mantığının altında ise var olan bir partiden fazlası vardır. Milli Görüş’ün sadece Avrupa’daki varlığı ve finans merkezleri, Türkiye’deki kitlesi ve Anadolu Gençlik Dernekleri bu partiyi sahiplenmek ve bırakmamak için yeterli sebeplerdir. R.T.Erdoğan’dan farklı olarak Numan Kurtulmuş, hiçbir zaman “Milli Görüş gömleğimizi çıkardık” demeyecektir. İster Saadet Partisinde kalsın ister yeni bir parti kursun, Numan Bey’in hedefi merkez sağ parti olmaktır. Kongreden sonraki süreçteki konuşma ve temaslarına bakarsanız bu niyeti açıkça görülüyor. Numan Kurtulmuş’un kendiside çok iyi biliyor ki R.T. Erdoğan’dan sonraki süreçte oluşacak boşlukta Türk Milleti yeni bir lider yüzü arayacak. Bu lider AKP adına şu an Ahmet Davutoğlu gibi görünüyor. Zaten diğer aday isimlerden Suat Kılınç, Ali Babacan gibi isimlerin AKP tüzüğü gereği 3. Dönemden sonra vekil olmasına, dolayısı ile Başbakan olmasına müsade edilmiyor. Tabi o gün geldiğinde ne olur bilinmez. Bir de sizin belirttiğiniz gibi Milli Görüş çizgisinde omayıp AKP’ye alternatifsizliğinden ötürü oy veren bir kesim var ki bu kitlenin Numan Bey’e oy vermesi muhtemeldir. Eğer stratejisini ve tanıtımını iyi yapar, doğru konular üzerine yoğunlaşarak sivrilirse %10 barajını geçmesi çok muhtemel yeni oluşumun. Bunlara ek olarak medyanın AKP’ye alernatif olacağı için kendisine vereceği destek, mevcutta kendisini destekleyen bir medyanın varlığı, MHP’den soğuyan muhafazakar-milliyetçi ülkücüler, AKP dışında kalan ama siyasete sağ partilerde devam etmek isteyen insanların varlığını üst üste koyarsak; Numan Bey’in birden önemli bir siyasi aktör olarak piyasada olması kaçınılmaz. Söylemleri, çözüm önerileri, yumuşak ve sakin uslübu ile de medyada göründükçe toplum nezdinde sevilen bir lider olabilir. Bakalım zaman ne gösterecek, bende çok merak ediyorum açıkcası gelişmeleri…