Ana Sayfa > Dünya, Hayatın içinden, Sosyal > Mantığın bittiği yer: Tek tip askerlik (1)

Mantığın bittiği yer: Tek tip askerlik (1)


Askere gideceklere klişeleşmiş bir cümle söylenir; “askerlik mantığın bittiği yerdir”. Öyle bir cümledir ki askere gidecek olan bilir, askerde olan idrak eder, askerden gelen sessizce propagandasını yapar. Neden bu klişeleşmiş cümle bu kadar yaygın ve popülerdir derseniz; bilgisayar mühendisinin yazıcı, elektrik mühendisinin tesisatçı, gıda mühendisinin bahçıvan olarak çalıştığı, yeni askerin bilmediğinden ötürü akşama kadar ağaca/duvara tekmil verildiği, tutukluk yapan silahın/tankın cezalandırıldığı, bir aylık eğitim alan sivilin terörist ile mücadele gönderildiği başka bir ordu, başka bir topluluk yokta ondan… Daha bir ay önce askere gönderdiğim -aklına girerek tecili bozdurdum- arkadaşım, askere gittiğinin ilk haftasında bulduğu ilk fırsatta beni aradı. Telefonu “alo” diye açınca “hay senin alonu…” diye başlayıp bir ton küfür etmesinin altında yatan sebebi hiç aramadım. Evcil geldiğinde psikolojisindeki garipliklerini de yüzüne söylemedim. Nasıl söyleyeyim ki! Giderken zaten söylemiştim “askerlik mantığın bittiği yerdir” diye.

Mevcut haliyle bile askerin gittiği günden başlayarak kalan günü hesapladığı ve 81 olduğunda “şafak” saymaya başladığı bir askerlik düzeninde, şimdi de “eğitimli askerlerden daha fazla yararlanmak” adına ve “personel yetersizliğini de kapatmak için” askerliği tek tipe dönüştürüp, 9 veya 12 ay arası bir süreçte silah altına alınan her askere “er” muamelesi yapılsın diye çalışılıyor. Bu düzenlemeyi yaparken “adaletsizlik, eşitsizlik, terötle mücadelede motivasyonsuzluk” gibi gerekçeler gösteriyorlar. Güleyim mi ağlayayım mı bilmiyorum? Tamam ilk okulda her sabah “varlığım Türk varlığına armağan olsun” demiş olabiliriz, evet küçükken askeriye dizi ve filmlerinde askerlerin “her Türk asker doğar”,”vatan sana canım feda” sloganları ile rap rap diye koşmalarını çok severdik, evet orta okulda sorulduğunda “asker olacağım” derdik… Ama artık büyüdük. Her Türk asker değil, vatandaş olarak doğarmış anladık artık. Daha neleri neleri anladık da anlatsam çok zaman alır… Bugün konumuz başka… Tek tip askerlik tartışmalarının ne kadar mantıksız olduğundan bahsetmek istiyorum bu yazı dizisinde. Her zamanki gibi konuya girmeden önce ön bilgi oluşturacak, aklınızda bir şeyler canlandıracak bilgiler vermek istiyorum. Dünyada hangi ülkeler ordularına ne kadar bütçe ayırır, kaç askeri vardır, ne kadar askerlik yaptırır, hangi ülkelerde zorunlu askerlik hangilerinde profesyonel ordular var bi bakalım. Geçenlerde Newsveek Türkiye dergisinin kapak konusu “Yeni Türk Ordusu”  başlıklı bir araştırmaydı. (bu araştırmayı okumanızı tavsiye ederim) Bu araştırma ve internette yaptığım uzun araştırmalardan faydalanarak hazırladığım birkaç veriyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Öncelikle dünyada belli başlı ülkelerin asker sayısı kaç, ordunun nüfusa oranı ne, savunma sanayiye ne kadar ödenek ayırıyorlar bakalım. Verilerin bir çoğu 2009-2010 yıllarına ait.

Değerlendirmeleri size bırakıyorum ama özellikle İsrail, Fransa ve İran’ın verileri ile Türkiye’nin verilerini kıyaslamanızı öneriyorum.  (İsrail ordusu dünyanın en modern ordularından, Fransa ordusu ise Avrupa’nın en iyi ordularından biri. İran’sa ambargolar altındaki bir ülke.)

Bir diğer veri tablosu da hangi ülkelerde zorunlu askerlik var ve kaç ay sürüyor onu gösteren tablo.

Yukarıdaki bilgilere ek olarak bir de profesyonel askerlik yapan ülkelere bir göz atalım.

Son olarak da Türkiye çevresindeki; zorunlu ve profesyonel askerlik uygulamarının dağılımına bakarak veriler ışığında konumuza geçelim.

Yukarda ki haritaya baktığımızda görülen durum açık ve net gösteriyor ki Türkiye’nin zorunlu askerlik tercihi çokta yanlış görünmüyor. Asker-millet tanımlaması yapılan Türkiye milleti için zorunlu askerlikte aslında tarihten gelen askeri bir gelenek. Ama öyle bir zamanda yaşıyoruz ki artık bazı gelenekleri terk etmemiz, bazılarını da zamana uydurmamız şart. Bu geleneklerin başında da askeri eğitim ve askeri mantığımız gelmeli diye düşünüyorum.

Kurtuluş Savaşı öncesi Yunanlılardan alınan ve bir çok taarruzda kulanılan Spad tipi uçakKurtuluş savaşını büyük bir azim ve başarı ile tamamladıktan sonra Türk ordusu Kıbrıs Barış Harekatı’na kadar aktif bir savaş içinde olmamıştır.(1937’de Dersim’e yapılan hava ve kara harekatını saymazsak tabi) 1974 Kıbrıs Harekatı ile ilk kez aktif bir savaşa kalkışan Türk ordusu, işte o zaman zamanın gerisinde kaldığını, modernleşemediğini anlamıştır. Çünkü eldeki uçakların yakıt kapasitesi, dayanıklılığı, manevra kabiliyeti yetersiz kalmış, denizden çıkarma yapmak büyük bir sıkıntı haline dönüşmüştür. O dönemde bazı uçaklarımız başarı ile harekatı gerçekleştirmesine rağmen dönüş yolunda arıza yaparak Türkiye’ye dönemeden düşmüşlerdir. Bu harekatın hemen sonrasında modernizasyon kararının alınması ile hava kuvvetlerine F16 tipi uçaklarına alımına ve yedek parça üretimi için fabrikaların kurulmasına karar verilmiştir. 1974 sonrası ise Türkiye aktif olarak tankı, uçağı, askeri araçları ile kışla dışına 1980 darbesinde çıkmış ama  kullanma gereği duymamıştır. Aktif olarak her türlü askeri mühimmat ve teçhizatın kullanılması PKK terör örgütünün kurulması ile mümkün olmuş, 1990 sonrası Türk Ordusu yarı aktif konumunda bugünlere kadar bir fiil  savaşarak gelmiştir.

Bugün dünya,  2. dünya savaşındaki -en son global savaş- dünyanın çok daha ilerisinde. Dünya ilk kez atom bombası ve sivil katliamı ile tanışalı yaklaşık 60 yıl oldu. O dönemde dünyanın dizlerinin bağını çözen, akıllara durgunluk veren bu ölümcül silahın, bugün birçok ülkenin silah envanterinde olmasını artık dünya yadırga(ya)mıyor.  Çünkü daha tehlikeli, daha ölümcül, daha korkunç silahlar var. Elektromanyetik silahlar, lazer güdümlü silahlar, DARPA benzeri iklimleme silahları, insansız savaş araçları, biyolojik-virüsal silahlar, kimyasal silahlar… vs. liste uzun. Dünya artık akıl almaz bir hızla son teknoloji silahları depolamanın peşinde. İşte böyle bir dönemde “Türk Ordusu’nun durumu ve konumu nedir?” diye durup düşünmek lazım. Herkes aya giderken bizim hala yaya kaldığımız bir dönemde de okumuş insanları silah altına 6 ay daha fazla almanın mantığını da sorgulamak lazım.

Çağ artık bilgi, teknoloji çağı. Artık dünya üzerinde kara orduları ile savaşlar kazanılmıyor. Hatta kara orduları savaşan değil, savaş sonrası asayişi sağlayan konumunda. Bir uçağın milyonlarca askeri, bir füzenin onlarca helikopteri, bir uydunun birçok uçağı savaşmadan saf dışı ettiğini düşünürsek; “güçlü bir ordumuz var” derken bir daha düşünmek zorunda kalabiliriz. “Güçlü ordu güçlü Türkiye” demekle güçlü ordu olunmuyor. Türk ordusunun uçak, gemi, tank vs. envanteri, ilgili kurumların web adreslerinde, savunma sanayi forumlarında yayınlanıyor. İlgilenenler ve karşılaştırma yapmak isteyenler, TSK Envanteri diye aratarak bilgiye ulaşabilirler. Teknolojik olarak son 10 yıldır yatırımlar yapan Türk Ordusu’nun gerek stratejik konumu gereği ve gerekse kendisine biçtiği bölgesel güç olma hedefi gereği bugünki yatırımlarını çok daha fazlasını yapması gerekmetedir.  ABD’nin Kıbrıs Harekatı sonrası uyguladığı askeri ambargo, İsrail’den yediğimiz Heron kazığı, savunma gücümüzün %55 ithal ürünlerden oluşunu, tarihi tanklarımızın modernizasyonu için verilen tonlarca parayı, müzelik askeri araçların su gibi yakıt tüketse de kullanılmasını yan yana koyunca Türk Ordusu’nun “güçlü ordu” tabirini tekrardan düşünesim geliyor. Tabi bu olumsuzluklar arasında olumlu gelişmelerde var; TAİ’nin geliştirdiği ANKA projesi, OTOKAR’ın geliştirdiği askeri araçlar ve robotlar, Türk-İtalyan ortaklığı üretilen helikopterler, %100 yerli son teknoloji piyade tüfekleri… Olması gerektiği gibi savunma sanayisinde ar-ge çalışmalarının payı her yıl arttırılıyor. Askere yüklenerek değil, teknolojiye yüklenerek güçlü ordu olunduğunu anlayanlar var demekki. İstihbarat uydusu olsa, insansız hava araçlarımız olsa dağda bayırda ne işi var askerin, teröristin. Karış karış kendi toprağını görebildiğin bir alanda terör olur mu hiç? Bu seviyedeki bir orduda terörist çoban, köylü terörist sanılmaz, bu seviyedeki bir orduda hava koşulları yüzünden savaşan askere hava desteği kesilmez, bu seviyedeki bir orduda istihbarat ile birlik arasında iletişimsizlik olmaz. Umarım ordumuzun bağlı olduğu iktidarlar, TSK’nın bu seviyeye gelmesi için seferber olurlar bundan sonra. Bölgesel güç olmak için, güçlü Türkiye’ye yakışan güçlü bir orduya ihtiyacımız var.

Bugün sizlere, ordumuzun dünyadaki yerini bazı veriler ve güncel bilgiler ile sizlere -anladığım kadarı ile- anlatmaya çalıştım. Yazı dizisinin yarın ki bölümünde; Türkiye üniversite okuyanla, okumayan arasındaki farkı, adaletsizliğin gerçekten yeni düzenleme ile giderilip giderilemeyeceğin, terörle mücadelede motivasyonu düşüren faktörlerin neler olduğunu anlatmaya çalışacağım.

Görüşmek üzere…

  1. erkan
    30 Eyl 2010, 9:22 am | #1

    Anlamlı,kapsamlı bir araştırma,arşivlenmesi gereken mükemmel bi yazı…

  1. Henüz geridönüş yok.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.