Ana Sayfa > Hayatın içinden, Politika, Sosyal > Medyanın cinnet hali

Medyanın cinnet hali

Geçenlerde iş yerinde kahvaltımı yaparken arkamda açık olan televizyondaki programa ister istemez kulak misafiri oldum. Dinlerken veya izlerken sinir krizleri geçirdiğim kadın programlarından biri açıktı. Tabi kahvaltıyı mutfakta yapmak zorunda olduğum için mecburen bu eziyete katlandım belli bir süre.

Programa bir kadın çıkartmışlar, yanında 2 erkek. Biri sosyolog bilmem ne, biri psikolog bilmem ne. Kızın tipini anlatmaya çalışayım; altında daracık bir kot pantolon, üzerinde yeşilimsi bir gömlek, gerdan açık, kollar sıvanmış, başında kafayı sıkıca saran ve boğazda düğümlenmiş bir türban, yüzünde evlere şenlik bir kg makyaj! Doğu şivesi ile konuşmaya çalışıyor ama doğulu değil. Ben Urfalıyım diyor.

Anlattığı ise 3 kişi tarafından tecavüze uğradığı. Ama ne anlatım! O anlattıkça ben geriliyorum, sinirleniyorum! Tabi anlattı anlattı, sonra sunucu bayan araya girerek bilmem ne sosyoloğu beye sordu; “efendim siz bu durumu ne diyorsunuz?” el- cevap: “efendim toplumdaki cinnet durumunun mağduru bu kızımız” . Sonra sosyolog bey mağdur kadına bir soru sordu; “olayın nasıl gerçekleştiğini bize anlatır mısınız?” Bir an aklımdan, Reha Muhtar gibi “efendim acı var mı acı” benzeri salakça sorulmuş bir soruyu nasıl olurda bir sosyolog tecavüze uğramış bir mağdura sorabilir diye geçti. Tabi sonrası daha dramatik ve komik, sorudan sonra kız önce anlatmaya başladı, tabi gözle görülür bir heyecan, sürekli takılmalar, ııııımmmm diye düşünmeler, ara sıra gülerek “kusura bakmayın çok heyecanlıyım” demeler derken baktı heyecanını bastıramayacak başladı ağlamaya. Sonrası malum reklam arası… Tabi bende reklamdan fırsat zaping yaparak işkenceden kurtardım kendimi.

Tabi bu benim şahit olduğum kısacık bir şovdu. Düşününki her sabah aynı şov defalarca defalarca tekrarlanıyor. Artık bu aptal programlarda insanların ne yapacağını bilemez olmuşuz. Bir gün haber, “bilmem hangi kadın programında canlı yayında kavga çıktı”, “bilmem kimin programında canlı yayında silah patladı”, “bilmem kimin programında stüdyo basıldı!” Bu kadın programlarında davetli olan mağdurların çoğu, küçük paralar karşılığı rol yapan oyuncular şeklinde medyaya yansıyan haberler vardı. Zaten kim gelir canlı yayında kimliği ifşa ederek bana üç kişi tecavüz etti der ya da kim çıkar bana eniştem zorla tecavüz etti diye kendini reklam eder anlamış değilim. Cem Yılmaz’ın bir stand-up şovunda bu kadın programlarını konu almışlığı vardı. Cem Yılmaz “ben de sanırdım ki bu sadece bizimkilere(sanatçılara) has bir tablo, bi baktım ki ooo ooo, tren olmuşlar bunlar…” gibisinden alay geçmişti bu kadın programlarıyla.

Aslında da durum Cem Yılmaz’ın dalga geçtiği boyutlara doğru gidiyor. Toplumdaki sosyal, kültürel, ahlaki erozyon yukardan aşağı yuvarlanan bir kartopu gibi çoğalarak yeni nesillerin üzerine çığ gibi hurra diye ilerliyor.

Bir gün boyunca Kanal D, Star, ATV, Show TV gibi kanalları izleyin ne demek istediğimi çok daha iyi anlayabilirsiniz. Şimdi size bir gün boyunca medyadaki cinnet halini anlatmaya çalışayım. Bunu hafta içi bir gün denedim, elime kumandayı aldım akşama kadar TV izledim ve bol bol not aldım. Bu işkenceye sizler için katlandım yani.  Aklıma bir an Zekeriya Beyaz’ın bir otel odasında gece porno izlediği ortaya çıkınca açıklama olarak; “ben olayın sosyolojik boyutunu incelemek için izledim” demesi geldi.

Sabah kahvaltı vakitlerinde yayınlanan kadın programları ile toplumda göremeyeceğiniz, düşünseniz aklınıza gelmeyecek, bu kadarı olmaz artık diyeceğiniz hikâyeleri dinleyerek güne başlarsınız. Örneğin sabah sıcak ekmeğinize mis kokulu tereyağını sürerken,  üvey babası tarafından tecavüze uğramış bir kızı dinleyebilirsiniz. “Tüh tüh bak ne oluyor memlekette” dedirten bu durum sizin için çok acı bir dramdır.(bir çok kadın buradaki hikayelere inanır) Çok gerçekçi bulmayanlarda ise aklının bir köşesinde bu hikayelerin gerçeklik payı hep vardır.

Sonra öğleye doğru ya bir yerli/yabancı dizi ya da ikinci bir kadın programı ile karşılaşabiliriz. Bu diziler, genelde içinde bolca entrikanın serpiştirildiği diziler olur nedense. Genelde baldızların, kayınların, eniştelerin, en samimi arkadaşların gözü dönmüştür bu dizilerde, kimin eli kimin cebinde belli değildir! Ama bu kadar pislik öyle bir normalize ve dramatize edilir ki tadından yenmez bir birini aldatırken! Ayrıca bu tip dizilerde genelde geleneksel-modern arası bir aile işlenir. Yani hem sizdendir hem değildir. Olay doğuda bir konakta geçer mesela, elbiselerin bir kısmı çok gelenekseldir, bir kısmı ise çok moderndir.(o kadar moderndir ki Hakkari’de çekilen dizide mini etekliler caddelerde gezebilir)

Saatler ilerledikçe bu sefer izdivaç, evlen benimle, nikahta keramet var, kimin eli kimin cebinde gibi acayip çöpçatan programları başlar. Milletin arının, haysiyetinin peynir ekmekle yenilip gelip kendilerini ve şahsiyetsizliklerini ifşa ettikleri ve utanmadan koca/karı arıyorum dedikleri programlar başlar yani. Artık benim için toplumdaki en son nokta diyebileceğim bu program tipinin daha beterlerinin olduğunu sonradan öğrendim yurt dışında. Tabi bizimkiler o kadar modern değiller daha! Daha o noktaya gelememişiz maalesef! Sonra ikindi çayı vakti gelmiştir. Bu saatler aptal yemekteyiz programları başlar. Yemekten önce bin bir türlü dedikodunun yapıldığı, sofra başında yedikleri yemeklere iğrenç, içtikleri çorbaya çamur diyebilecek kadar ikiyüzlü, nankör karakterin sırf alacakları 3-5 kuruş para için insanlıktan çıktıkları bu programları, ev hanımlar “yemek tarifi öğreniyorum” diyerek izlediklerini düşünemiyorum. Bu aralarda yine acayip diziler peydah olur ekranda. Aşk-ihtiras-polisiye-sihir-liseli karışımı ne amaca hizmet ettiği bilinmeyen diziler başlar akşam saatlerinde. Bu aralıktaki dizilerin izleyicisi genelde ergenlik çağına yeni girmiş çocuklar ile anneler olur. Bu diziler, hayat tarzları izleyeninkine benzemese de izleyicinin seviyesi için örnek teşkil eden vahim örnekler içerir.

Aynı saatlerde müzik kanallarında da daha çok erotik içerikli diyebileceğimiz klipler yayınlanır. MTV gibi kanallar bu durumu ekranlarının bir köşesine yazarak açıkça belirtir. Küçük çocuklar ve ergenlik çağındaki gençler için son derece kötü örnek teşkil eden bu klipler çocukların gelecek tasavvurlarını derinden etkiler. Popstar, dansözstar, romanstar gibi reyting kaygısı ile yapılmış programlardan sonra bu tip erotik içerikli kliplerin çocuklar üzerinde derin izler bıraktığını düşünüyorum. Ailelerin sırf müzik açık olsun, kafa dinleyelim diye bu kanalları açarak iş yaptıkları sırada, evde bulunan 3-10 yaş arası çocukların bu klipleri izleyip etkilendiklerini bilmiyoruz.

Sonra akşam vakti gelir, babanın da eve gelmesi ile haberler haberler haberler başlar. (olacak o kadar aklıma geldi de birden) Tabi artık alışık olduğumuz tam tam müzikleri eşliğinde, gerilimi iliklerimize kadar hissettiğimiz haberler kuşağı başlamıştır. Sinema filmindeki gerilimlerin solda sıfır kaldığı bu kuşak için söylenecek çok şey vardır, mesela; “kan donduran”, “dehşet dakikaları”, “toplumsal cinnet anları”, “dram”, “son dakika”, “flaş flaş flaş” gibi. Haber içeriği beyninizin hangi alanıyla değerlendireceğinizi çözemeyeceğimiz acayip görsel ve işitsel uyaranlarla desteklenir. Dünyanın sonunun geldiğini, toplumun infial durumunda olduğunu, ülkenin bölüneceğini, savaşa gireceğimizi, ahlakımızın çöktüğü düşünebilirsiniz bu kuşakta. Her yaştan insanı etkileyecek bu kuşak, benim kanaatimce en vahim TV kuşağıdır. Çünkü sabah kadın programlarında görüp inanmadığı tecavüzlerin, akşama kadar dizilerde gördüğü ihtiraslı ilişkilerin, öğleleri dizilerde gördüğü polisiye sahnelerin bir sinema yapımı olabileceği tezi bu kuşakta çürütülür ve “bakın bunlar yaşanıyor bu ülkede” mesajı bol bol verilir. Sonra başlar spor haberleri. Sporun “futboldan” ibaret sanıldığı bu kuşağı genelde baba ve erkek çocuklar takip eder. Futbolla uyuşturulmuş beyinlere burada gereksiz çerez haberler verilir. Tabi dediğim gibi genelde spor haberleri futboldan ibarettir. Ne madalya alan halterci, ne birinci olan güreşçi, ne maratonda derece yapan koçucu, ne basketbolda birinci olan engelli takımı, ne Avrupa’da birinci olan Hakkarili çocuklar bu spor haberlerine konu olmaz. Çünkü bunlar futbol dışında kalan toplumsal hasılatı düşük olan gereksiz haberler olarak görülür. Bu ülkede kan ağlayan bir yığın olimpiyat madalyalı sporcu bu kuşağın en büyük mağduru olarak bir kenarda bekler bir gün haber yapılacağım düşüncesi ile. Spor haberleri ile çaylar içilir, açılır dizi kuşağı. Artık tüm aile fertlerinin hipnoz edilircesine TV ekranına kitleneceği; Kurtlar Vadisi, Ezel, Ihlamurlar Altında, Aşkı Memnu, Fatmagülün suçu var mı, Cennet Mahallesi, Yaprak Dökümü, Türkan vs. gibi içeriği ailenin her fertini farklı etkileyen diziler başlar. Kimisi çocukları şiddete, kimisi çoklu ilişkiye, kimisi ahlaksızlığa meyil ettirecek bol örnek içerir.  Bu dizileri izleyen kızlar yatakta sevgililerini, erkekler kabadayılıklarını düşünür. Eşler aldatılmaktan korkar, dede nineler evden dışlanacaklarından çekinir. Yani aileyi ayrıştıran ne kadar etken varsa bu dizilerde çok janjanlı paketlerde sunulur. Sabahları başlayan “ahlaksız kuşağın” bir devamı olarak gece boyunca bu tarz diziler devam eder. Sonra çocukların yatma vakti gelir, başlar tartışma programları. Yetişkinlerin izlediği bu kuşak gece yarısına yakın başlar, saat 2-3 lere kadar sürer. İstisnasız birçok tartışma programında karşıt görüşlü şahıslar bulunur. Ama öyle böyle karşıt değil, zıt kutuplar. Tartışma kültüründen yoksun, aşırı uçların davet edildiği bu programlar insanları gerer, sinirlendirir, hırçınlaştırır. Çünkü kendi görüşüne ters olan konuk dinleyicinin sürekli sinir uçlarına basar durur. Can Ataklı ile Ahmet Tezcan’ın, Mehmet Barlas’la Emre Kongar’ın programları bu tip tartışma programlarına örneklerdir. Dinleyen, konuşulandan çok adama söylediği küfürleri hatırlar.

Tabi eğer hafta sonuna denk gelmişse bu saatlerde “lig maçlarını yorumlayan bir takım ne üdüğü belirsiz yorumcular” kanalları doldurur. Futbol yorumlamaktan çok insanları tahrik eden, mangal havasında geçen bu programlarda insanlara geri zekalı muamelesi yapılır. Futbolu yorumlarken arada geçen müstehcen kelimeler izleyen gençler için bulunmaz jargonlardır.Tabi bu saatlere denk gelen, haberler ve dizilerden daha tehlikeli olan kuşak ise “Amerikan güreşi kuşağıdır”. İnsan görünümlü yaratıkların birbirlerini bir oyana bir bu yana savurdukları, üzerlerine atlayıp zıpladıkları bu kuşağın en yoğun izleyicileri, genelde ilköğretim çağı çocuklarıdır. Geçenlerde misafirlikteyim, baktım çocuğun üzerinde bu yaratıklardan birinin resmi var. “Kim bu dedim” çocuk bana inanın adamın seceresi saydı. Üstelik öyle bir cümle sarf etti ki inanın kanım dondu; “ bu adam esrar içiyor ama gücünden bir şey kaybetmiyor!” Sırf bu cümle için bile saatlerce yazılır çizilir ama bu iş sosyologların işi. Düşünün ki bir çocuk bu yaratıklar gibi olmayı hayal ediyor, onlar gibi giyinmek istiyor, onlar gibi güçlü olmak istiyor ve onlar gibi yemek içmek istiyor. Geçenlerde bir ilkokulda tost kavgasından dolayı kavga eden iki ilköğretim öğrencisinden biri kavga esnasında düşmüş ve başını zemine çarparak vefat etmişti. O çocukları biraz incelersek ya Kurtlar Vadisi izliyordur ya da Amerikan güreşi. Bu gençlerin birde akşama kadar bilgisayar başında savaş veya dövüş oyunları oynadığını da düşünün. Artık geleceği siz tasavvur edin. Ben düşünemiyorum…

Buradan kimseye ahkam kesip televizyon izlemeyin demeyeceğim. Ama bilin ki bu kara kutu dilimizden, dinimizden, kültürümüzden, geleceğimizden, sevgimizden, saygımızdan çok ama çok şey alıyor götürüyor. Gün geçtikçe içimizi boşaltan bu medyanın reyting çarkları arasında size dair olan tüm değerler öğütülüyor bir bir. Farkında olmanızı, ertelememenizi ve yeri geldiğinde elinizdeki o pilli aygıtın tuşuna basmayı hatırlamanızı rica ediyorum. Günün 5 saatini TV izlemeye ayırıyorsanız, 1 saatini okumaya, 1 saatini de ailenizle sohbet etmeye ayırın. İnanın hayatınızda daha az stres ve daha çok mutluluk olacaktır.

Saygılarımla…

  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. Henüz geridönüş yok.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.